Otuz Yaşından Önce Mutlaka Dinlenmesi / Okunması Gereken Kitaplar

Otuz yaş, insanın gençliğinin ilk yıllarını geride bıraktığı; bazı kavramları artık hayatında daha da anlamlandırmaya başladığı dönemin başlangıcı… İster klasik olsun, ister kült olsun kitapların, olgunlaşma dönemimize etkisi ise yadsınamaz. “Bir kitap okudum hayatım değişti” demek her zaman mümkün ve gerçekçi olmasa da “keşke daha önce okusaydım ya da dinleseydim” diyebileceğin, okunması gereken kitaplar Storytel’de!

Fahrenheit 451 – Ray Bradbury

Ray Bradbury’nin zamanın ötesindeki kurgu dünyası, Fahrenheit 451 ile karşımıza çıkıyor. Distopya edebiyatının klasikleri arasındaki yerini alan kitap, Erdal Beşikçioğlu’nun sesiyle Storytel’de.

Simyacı – Paulo Coelho

Yayımlandığı 1988 yılından beri çok satanlar listesinde adına rastladığımız Simyacı, hem felsefi hem de maceracı yönüyle kitapseverlerin kalbini çalıyor. Paulo Coelho; Doğu ve Batı dünyasına farklı açılarla ışık tutarken okuyucuları da içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu büyüleyici yolculuğa, Yiğit Özşener’in sesiyle çıkmak istemez misin?

Sapiens – Yuval Noah Harari

‘’Belki de insanların beklentilerinin gerçekleşmesi ve keyifli duygular hissetmesi o kadar da önemli değildir; asıl mesele insanların kendileriyle ile ilgili gerçeği bilip bilmemeleridir.’’

Yuval Noah Harari’nin, 2011 yılında yayınlanmasından bu yana sayısız dile tercüme edilen ve tüm yerkürede bir hayli ses getiren eseri: Hayvanlardan Tanrılara, Sapiens. İnsanlık tarihinin taş devrinden modern dünyaya kadar geçirdiği evrimi konu edinen eser, insanı, bu süreçte gelişen ve dönüşen varlığını sorgulamaya itecek detaylarla dolu. Harari, insanlık tarihini; bilişsel devrim, tarım devrimi, insanlığın birleşmesi ve bilim devrimi olarak temelde dört aşamada ele alıyor. Yazar bizi, insanlığın bu sürecinde teknoloji ve bilimde meydana gelen gelişmelerin bir ilerleme mi yoksa aksine bir tür gerileme mi olduğu sorusunu akıldan çıkarmamaya itiyor. İnsanlık tarihinin sadece gelip geçen ve etkisiz bir takım monoton vakalardan oluşmadığını düşünüyorsan ve bu tarihe felsefi, sosyolojik bir bakış açısıyla sorulabilecek başlıca soruları merak ediyorsan bu eserle mutlaka tanışmalısın.

Tutunamayanlar – Oğuz Atay

Turgut Özben, kaybettiği arkadaşı Selim Işık’ın izini sürerken hiç beklemediği bir yolculuğa çıkar… Oğuz Atay’ın 1972’de yazdığı ve bugün hâlâ beğeniyle okunan romanı, otuz yaşından önce de sonra da, aslında hayatının her döneminde okuman gereken kitaplar arasına koyabilirsin. Her okuduğunda farklı bir anlam bulacağın kitap, başucu eserlerin arasındaki yerini alacak.

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

‘’Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.’’

İnsanın ruhuna dokunan bir aşk hikayesinin tasvir edildiği bu Sabahattin Ali romanı, ilk olarak Hakikat gazetesinde Büyük Hikaye ismiyle yayımlanmış. İsmiyle tanışanların aklına kazınan Kürk Mantolu Madonna, Alman Maria Puder ve Havranlı Raif Efendi’nin hikayesini anlatıyor. Raif Efendi karakteri,  iç dünyasına dönmüş, dış dünyayla arasına bir çizgi çekmiş melankolik bir adamdır. Bu dünyada ötekileştirilen bu naif adamı kitaptaki bir diğer karakter olan Rasim karakteri üzerinden izliyoruz. Kara kaplı deftere kendi sırlarını yazan Raif efendinin bu yalnızlığının nedenlerini de gene bu kitaptan öğreniyoruz. Bu sırların merkezinde ise Raif Efendi’nin trajik aşk hikayesi bulunuyor. Almanya’da resim sergisinde Maria Puder ile tanışması ile başlıyor Raif Efendi’nin bu melankolik aşkı.

Şimdiki Çocuklar Harika – Aziz Nesin

Şimdi konuşma sırası çocukların! Kıvrak zekası ve usta kalemiyle Aziz Nesin, sık sık gülümseten bol bol düşündüren bir kitaba imza atıyor. Şimdi sıra çocukların! Onlar konuşacak, büyükleri de dinleyip onları anlamaya çalışacak. Mümkün mü dersin?

İnsan İnsana – Doğan Cüceloğlu

Gündelik hayatta yaptığın ve belki de çoğu zaman farkına varmadığın iletişim kazalarını görmek ister misin? Doğan Cüceloğlu’ndan insanın, kendini yeniden ve yeniden tanımlaması için yardımcı olduğu İnsan İnsana artık Storytel’de. 

Manves City – Latife Tekin

Şunu bil ki, kimse gidiyorsun diye arkandan gözyaşı dökmeyecek, sen bir mevsim değişikliğinden başka nesin ki?

Hayali bir belde olan Erice’ye günden güne talan ve sömürü hâkim olmaktadır. Fabrikaların pençesine düşen güzelim beldede hakkını aramak ve eleştiride bulunmak bile işsiz kalmaya yeten gerekçelerdir. Baş karakter Ersel, tutukevinden çıkıp üvey kızını aramaya koyulur ve Erice’ye gelir. Karşılaştığı manzara ise hayal ettiği yere benzemez. Zaman zaman manen yakınlaştığı Nergis’in bile değiştiğini, statik bir durumun kalmadığını, beldenin apayrı ve çoğunlukla negatif bir yere dönüştüğünü görür.  

Sürüklenme ile eşzamanlı kaleme alınan ve postmodern olduğu kadar deneysel de sayılabilecek roman, insanın ve doğanın tahrip edilişini gündeme getiriyor. Manves City; yoksulluğu, işsizliği, yeşil alan düşmanlığını yeren, depresif aşkları ise kutsayan bir eser.

Şeker Portakalı – Jose Mauro de Vasconcelos

“- Acılarım kaç gün sürecek Portuga?

– 40 gün.

– 40 gün sonra geçecek mi?

– Hayır, alışacaksın…”

Yaşadığı huzurlu beldenin muzır olduğu kadar parlak bir zekaya sahiplik eden küçük çocuğu Zezé’nin başından geçenleri okumuş muydun? Devamlı şiddet gören ama yine de mutsuzluğun bir şekilde üstesinden gelmeyi bilen Zezé, onun küçük kardeşi Luís, Edmundo dayı, büyük abisi Totóca ve elbette Dindinha ile aynı kasabada yaşıyor. Zezé ailesinden göremediği sevgiyi dışarıda arıyor ve okuyucuya masumiyeti, sevgiyi, iyiliği gösteriyor. Şöhretini, konseptine olduğu kadar; yıllardır dilden dile dolaşan sıcak diyalogları ve kısa zamanda yazılmasına borçlu olan Şeker Portakalı herkesi anavatanına, yani çocukluğuna götürme gücünü saklı tutuyor.

Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry

Koyun çiçeği yedi mi; yemedi mi?

Otuz olmadan, otuz olduktan sonra hatta seksen yaşına gelsen bile mutlaka yeniden ve yeniden dinlemen, okuman gereken bir kitap… Toprak Sergen’in yorumuyla Küçük Prens, hayatın el kitabı olarak seni bekliyor.

Palto – Nikolay Vasilyeviç Gogol

Nikolay Vasilyeviç Gogol’un 1842 yılında yayınladığı Palto öyküsü, Dostoyevski’ye “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” dedirtecek kadar önemli bir klasik. Gogol bu kısa öyküsünde sıradan ve basit hayatlar yaşayan “küçük adam”ı kahraman olarak seçiyor. Gogol, binbir zorlukla aldığı yeni paltosu hayatının merkezi haline gelen Akakiy Akakiyeviç’in öyküsünü anlatırken aslında Rus toplumunun yaşadığı toplumsal eşitsizliklere yönelik sarsıcı bir eleştiri getiriyordu. Bu yüzden de yayınlandığı dönemde büyük tepki aldı ve Rus insanını aşağılamakla suçlandı. Ancak Palto, Rus edebiyatının temel taşı olacaktı.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – George Orwell

George Orwell’in 1949 yılında yayınladığı romanı, kısa süre içinde distopya edebiyatının en tanınmış klasiklerinden biri haline geldi. Orwell’in alegorik – politik anlatısı o kadar popülerleşti ki kitap, sanatta, politikada hatta gündelik hayatta bir referans haline geldi. Büyük Birader, düşünce polisi kavramlar bu kitapla hayatlarımıza girdi. Orwell, bütün insani eylemlerin yasak olduğu totaliter bir toplumu anlattığı çok tartışılan kitabıyla, bu distoyanın çok da uzak olmadığı konusunda insanlığı uyarmak istemişti.

Satranç – Stefan Zweig

20. yüzyılın en büyük yazarları arasında gösterilen Avusturyalı Stefan Zweig, en tanınmış eserlerinden biri olan Satranç’ı 1941’de Brezilya’da sürgündeyken yazdı. Bir gemi yolculuğu sırasındaki bir satranç maçıyla başlayan uzun öykü, karakterlerden birinin satrancı nasıl öğrendiğinin anlaşılmasıyla derin bir psikolojik ve politik boyut kazanıyor. Zweig, Gestapo’nun eline düşen bir insanın psikolojik direnişini anlattığı kitabını bitirdikten kısa süre sonra intihar etmişti.

Dönüşüm – Franz Kafka

40 yıllık kısa yaşamında dünyanın en büyük yazarları arasına girmeyi başaran Franz Kafka, en tanınan başyapıtı Dönüşüm’ü 1915’te yazdı. Bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulan Gregor Samsa’nın öyküsü, kısa sürede bir modern klasik haline geldi. Kafka’nın gerçekçilik unsurlarıyla gerçeküstü hatta fantastik unsurları tuhaf biçimde birleştirdiği başyapıtı, hala tartışılıyor ve ilgiyle okunmaya devam ediyor. 

Altıncı Koğuş – Anton Çehov

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük öykücülerinden biri olan Anton Çehov, en ünlü uzun öykülerinden biri olan Altıncı Koğuş’u 1892 yılında yayınladı. Öykü kısa sürede büyük bir yankı uyandırdı. Çehov, bir taşra kasabasındaki bir akıl hastanesinde geçen bu uzun öyküsünde, eğitimli bir hastayla doktoru arasındaki felsefi çatışmayı anlatıyor. Hastaların yaşadığı zorluklara ve haksızlıklara kayıtsız kalan doktor, yanılgısını anladığında artık iş işten geçmiş olacaktır. Aslında Çehov bu öyküsüyle, ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden Rus aydınlarının tutumunu eleştiriyordu. 

Drakula – Bram Stoker

Bram Stoker, gelmiş geçmiş en büyük başyapıtlardan biri olan efsanevi Dracula romanını yedi yıllık bir çalışmanın sonunda, 1897 yılında yayınladı. İngiliz bir avukatın Transilvanya’daki Kont Dracula Şatosu’na gidişiyle başlayan, tüyler ürperten bir deniz yolculuğundan sonra İngiltere’de devam eden bu büyük klasik pek çok kez sinemaya ve televizyona uyarlandı. Yazılışından yıllar sonra bile hala okurları büyülemeye devam ediyor.

Sherlock Holmes / Kızıl Dosya – Arthur Conan Doyle

Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü, en başarılı ve en yetenekli dedektifi Sherlock Holmes’un okurla tanıştığı ilk roman! Sir Arthur Conan Doyle, bu unutulmaz kahramanın öyküsünü ilk kez 1887 yılında gazetede yayımlatmış ve kısa süre içinde Sherlock Holmes polisiye edebiyatın vazgeçilmez ismi haline gelmişti. Sherlock Holmes ilk macerasında bir yüzük, bir kol saati, bir kitap ve duvara kanla yazılmış bir nottan yola çıkarak bir cinayeti aydınlatmaya koyuluyor. Müthiş bir dostluğa ve ortaklığa adım atacağı sadık dostu Dr. Watson’la da bu macerada tanışıyor. 

Genç Werther’in Acıları – Johann Wolfgang von Goethe

Dünya edebiyatının devlerinden biri olan Goethe, bütün dünyada en çok okunan klasiklerden biri olan Genç Werther’in Acıları’nı yazdığında henüz 25 yaşındaydı. Yayımlandığı dönemde büyük bir efsane haline gelen romanın birçok intihara yol açtığı iddia edilmiş, Werther’in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmeden oluşan kostümü moda haline gelmişti. Genç Werther’in Acıları, tutkulu bir ressam olan Werther’in dostu Wilhelm’e yazdığı mektuplardan oluşuyor.

Yeraltından Notlar – Fyodor Dostoyevski

Tüm zamanların en çok okunan ve tartışılan romanlarından biri olan Yeraltından Notlar ilk kez 1864 yılında basıldı. Yayımlandıktan sonra yalnız Rusya’da değil bütün dünyada büyük tartışmalara neden oldu, pek çok yazarı ve fikir akımını derinden etkiledi. Dostoyevski bu romanıyla insanın iç dünyasına ve karanlık yönlerine odaklandı, yapay bir iyimserlik ve insancıllık yerine insanın özündeki kötücüllüğü gösterdi. Öyle ki ünlü düşünür Nietzche romanı anlatırken “Yeraltından Notlar, hakikati kanla haykırır” diyordu.

Ütopya – Thomas More

“Ütopya’da, her şeyin herkese ait olduğu bu yerde, insanlar, bütün ihtiyaçlarının karşılanacağından eminler. Orada zengin de yoktur fakir de. Kimsenin hiçbir şeyi yoktur, ancak herkes zengindir. Bundan daha büyük bir zenginlik olabilir mi? Günlük ekmeğin peşinde koşmadan, oğlunun sefalet içinde yaşayacağını düşünmeden, kızının çeyizi için endişe duymadan, herkesin; kadınların, çocukların, torunların, torunlarının torunlarının ve daha sonraki kuşakların mutlu bir yaşam süreceğinden emin olarak…” 

Ünlü İngiliz filozof ve devlet adamı Thomas More, aklındaki ideal toplum düzenini ayrıntılarıyla anlattığı Ütopya isimli kitabını 1516 yılında yayımladı. Bu kitapla insanlığa eşitlikçi bir ütopyanın yanında, “var olmayan ülke” anlamına gelen “ütopya” kavramını da hediye etmiş oldu. Ütopya, yazıldığı günden bugüne pek çok sanat eserine ve akımına, fikir akımlarına hatta siyasi hareketlere ilham vermeye devam ediyor.

Böyle Söyledi Zerdüşt – Friedrich Nietzche

“Burada konuşan ne bir peygamberdir ne de din kurucusu denen o güç istemi ve hastalık kırmasıdır. Bağnazın biri değil burada konuşan, vaaz verilmiyor, inanç istenmiyor burada.”

“Yazılarımın havasını soluyabilen, bunun bir yüksek yer havası, sert bir hava olduğunu bilir. Felsefe, bugüne dek anladığım yaşadığım gibisi, yüksek dağda, buz içinde gönüllü yaşamaktır.”

İnsanlık tarihinin en önemli düşünürlerinden Friedrich Nietzche, başyapıtı Böyle Söyledi Zerdüşt’ü ilk kez 1883 yılında yayımladı. Yalnız içerdiği fikirlerle değil üslubuyla da fark yaratan bu kitap için Nietzche “Yazılmış en yüce kitap, insanlığa şimdiye dek verilen en büyük armağan” diyor. Çoğunlukla aforizmalardan oluşan, şiirsel denebilecek bir üslubu benimseyen ve edebiyatla felsefe arasında salınıp duran Böyle Söyledi Zerdüşt, içerdiği sarsıcı fikirlerle bugün hala dünyanın dört bir yanında okunmaya ve tartışılmaya devam ediyor.

Denemeler – Montaigne

“… Hayattan sonra ölümdesiniz, ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı; daha derin; daha can yakıcıdır.”

Montaigne’in tüm hayatı boyunca yazmaya devam ettiği ve nihayetinde tek bir kitap haline getirilen Denemeler, toplamda 104 adet denemeden meydana geliyor. Yazar; ölüm, aylaklık, vicdan, töre, cinsellik, arkadaşlık, gelenekler, kader, insan davranışları, kitaplar gibi birçok mesele hakkında ufuk açıcı bilgiler veriyor ve bunlar üzerine akıcı bir biçimde otantik yorumlar getiriyor. 

Montaigne çağının diğer alelade deneme yazarları gibi taraflı değil. Latincenin bilgin dünyasından alıntılarla değerlendirmelerini güçlendiren, objektif, insanın her yerde insan olduğunu iyi bilen bir yorumcu. Onun insanoğluna yönelik algısı, geçmişte sayısız filozofun ve ayrıca Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler romanında kullandığı, aslı Kartacalı şair Terentius’a ait olan şu eski özdeyişle özetlenebilir: “Homo sum humani nihil a me alienum puto.” Yani insani olan hiçbir şey bana yabancı değildir. Bu şiarla yazılarını kaleme alan Montaigne’in her defasında hümanist edebiyatın güçlü kalemi sıfatıyla parmakla gösterilmesi hiç tesadüf değil. Yediden yetmişe her bireyi yakından ilgilendiren konuları ustalıkla çözümlemesi, aydınlatması ve felsefi bir açıklığa kavuşturması Denemeler’i, yayımlanmasının üzerinden 5 koca asır geçmesine rağmen halen capcanlı tutuyor. 

Savaş ve Barış 1. Cilt – Lev Tolstoy

’Öleceksin ve her şey bitecek. Öleceksin ve her şeyin cevabını öğreneceksin ya da sormayı bırakacaksın.’’ Lev Tolstoy’un başyapıtı olarak nitelendirilen Savaş ve Barış, tema zenginliği ve incelikle dokunan konusu ile klasikleşmiş bir eser. Rusya ve Fransa arasında geçen yıllarca süren savaşları konu alıyor gibi gözükse de aslında eser, bu savaşlar üzerinden evrensel temalar ve karakter tahlilleri ile dolu. Dünya klasikleri denince akla ilk gelen eserlerden olan Savaş ve Barış, roman olmanın ötesinde aynı zamanda bir tarih kitabı, felsefi göndermeler taşıyan sosyolojik bir inceleme gibi nitelikleri ile Tolstoy’un anlatım zenginliğini ve gücünü gözler önüne seriyor. Eserde kendisi de bir Kırım gazisi olan Tolstoy bizlere savaşın toplumlar üzerindeki telafisi imkansız yıkıcı etkilerini gösteriyor.

Gurur ve Önyargı – Jane Austen

“Dünyayı tanıdıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor; her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığına ve akıllı, duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor.”

İngiliz Yazar Jane Austen’ın ikinci romanı olan Gurur ve Önyargı, defalarca sinema veya TV uyarlaması olan kült bir roman. Austen, romanlarında İngiltere’nin orta sınıfına ve soylularına ayna tutar. Bu romanı da orta sınıf Bennet ailesinin hayatına odaklanıyor. Evlilik çağında beş kızı olan Bennet ailesinin annesi bayan Bennet kızlarının evlenmesine dair ümitsizdir. Romanın geçtiği dönemde genç kızlar varlıklı ailelerin çocukları ile evlendirilmektedir. Kitabın hikayesi, zengin bir bey olan Charles Bingley’nin Netherfield Park malikânesini kiralaması ile hareketlenmeye başlar. Bir baloda Bingley, Bennet ailesinin en büyük kızları olan Jane’e ilgi gösterir. Bay Bingley baloda yalnız değildir; yakın arkadaşlarından Bay Darcy de yanındadır. Kitap boyunca gururlu bir adamın, kadının aşkıyla nasıl bir dönüşüm geçirdiğine şahit oluyoruz.

Hayvan Çiftliği – George Orwell 

“Hayvan Çiftliği”nden çıktığımızda aklımızda kalan tek cümle ise, “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar daha eşittir.”

Asıl adı Eric Arthur Blair olan George Orwell’in en bilinen eserlerinden biri haline gelen Hayvan Çiftliği, tam anlamıyla distopik bir eser. Toplumsal kritisizm temelinde eserler kalem alan yazarın totaliteryen rejimlere yönelik aleyhtarlığı ve demokratik bir sosyalizmi desteklediği biliniyor. Bu eserde de sosyalizmin gelebileceği totaliter yapı, Hayvan Çiftliği alegorisi ile tasvir ediliyor. Sanılanın aksine roman yalnızca kapitalist sistemi değil, otokratik komünist rejimi de eleştiri yağmuruna tutuyor. Eserdeki koyun eşek gibi karakterler aslında birer sembol. Mesela koyunlar sorgulamayan ve ezberci kesimi sembolize ederken, eşekler münevver kesimi sembolize ediyor. Modern klasikler arasında çoktan yerini almış bu politik taşlama, özgürlük temelli ideolojilerin bile nasıl totaliter bir rejime evrilebileceğini en etkileyici biçimde tasvir eden kurgusal hicivlerden biri.

Hayvan Çiftliği‘ni Storytel’de Okan Bayülgen‘in sesinden dinleyebilirsin.

Hamlet – William Shakespeare

‘’Deliliğin insana bulduruverdiklerini

Sağlam akıl yumurtlayamaz kolay kolay.’’

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!”

Shakespeare dendiğinde neredeyse herkesin aklına gelen eserlerden biri olan Hamlet, yazarın aynı zamanda en uzun oyunu. Bizi 1600’lü yıllara götüren tragedya türündeki bu eserin kuzey masallarına dayanan bir hikayesi var. Oyunda, Danimarka prensi Hamlet’in babasının, amcası Claudius tarafından kalleşçe öldürülmesi ve annesi Gertrude ile dünya evine girmesinin intikamını alması anlatılıyor. Bu unutulmaz eser sayesinde taht kavgası, aşk ve iktidar ilişkileri gibi evrensel temaların ve insan tepkilerinin dönem fark etmeksizin süregeldiğini görüyoruz. Karakterlerin derinliği ve eserin incelikle dokunan tiyatral yapısı, birçok felsefi ve etik soruyla karşı karşıya kalmamıza sebep oluyor. İhanetin, intikamın, iktidarın hiç değişmeyen yönlerini öğreten kitabın sesi asırları aşıp günümüze ulaşıyor. İngiliz Edebiyatı’nın en etkileyici eserlerinden biri olan Hamlet ile her edebiyat sever tanışmalı.

Martin Eden – Jack London

“Hayat sanki ciddi çabalar ve kısıtlamalardan ibaret bir mesele değil de fırıldak gibi döndürüp oynanacak, pervasızca yaşanıp tadı çıkarılacak, aynı pervasızlıkla da bir köşeye atılacak bir oyuncak gibi görünüyordu göze.”

Martin Eden fakir bir denizci. Ancak özünde bir ahmak, bir zalim değil. Eğitimsiz ve alt tabakadan birisi olan Martin Eden, zamane toplumunun üst tabakasından olan Morse ailesinin piyanist ve edebiyat mezunu genç kızı Ruth Morse’a, tesadüf sonucu katıldığı bir akşam yemeğinde hiç beklemediği halde gönlünü kaptırır. Soylu kişilerin katıldığı bu davetteki güya kültür dolup taşan diyaloglardan etkilenen Martin, kendisini o günden sonra donanımlı bir insan haline getirmeye adar. Daha az uyumaya ve çok okumaya başlayan Martin’in bilişsel farkındalığı artış gösterir. Bunun bir yan etkisi olarak bir süre sonra bu çevrenin samimiyetsizliğinin, gösteriş budalalığının, gizli cehaletinin ve sahte bilginliğinin acı bir yolla da olsa farkına varır. Şimdi önünde açılan yolda bir sürü handikaba, aşkın lanetine, yazarlığını kabul ettirmeye çalışırken çektiği sefalete; üstüne bir de insanların sebebiyet verdiği düş kırıklıklarına katlanmak zorunda kalacaktır. Martin Eden son derece realist bir yükselişler ve düşüşler romanı…

Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf

“Birbirimizi anlayamayacağımız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır.”

Türk yazar ve psikolog Gündüz Vassaf’ın totalitarizm hakikatini güçlü bir psikolojik edebi dille ifşa ettiği bir kitap Cehenneme Övgü. Kitapta toplamda 19 konu var ve her konu kıyısından köşesinden bir şekilde totaliterlik olgusuyla ilişkileniyor. Kitabı okurken edebiyat dünyasında Elias Canetti’nin Kitle ve İktidar çalışmasını akıllara getirmesi muhtemel eser 1992 senesinde kaleme alınmış ancak çok daha önceden yazılsaydı bile okurda, kitabın hala anlaşılır olacağına dair bir sezginin doğması mümkün olurdu, çünkü yazar ortaya koyduğu içerikte baskıcılığın değişmez özelliklerine mercek tutuyor, onu siyasal alandan çıkarıp hayatın birçok alanında tanıtıyor; tiranlığın coğrafya ötesi, millet mezhep fark etmeksizin aynı özellikler gösteren alametlerini tek tek gösteriyor.  

Kendine Ait Bir Oda – Virginia Woolf

“Hikmet sahibi bazı kişiler kadınların beyinlerinin sığ olduğunu söylüyorlar; kimileriyse bilinçlerinin daha derin olduğunu. Goethe kadınları el üstünde tutardı; Mussolini ise nefret ederdi. Nereye baksanız erkeklerin kadınlar hakkında düşündüğünü görürsünüz ve hepsi de farklı düşünürler.”

Zeki, sivri ve keskin bir iğneleyici mizah dili tercih edilerek ilmek ilmek dokunan, bilinç akışı tekniğine başvurularak kaleme alınmış olan bu feminist manifesto mahiyetindeki kitapta Virginia Woolf, kadınların sözümona “imparatorlukların temelini sarsamadığı” yargısından hareketle, aynı kadınların toplumsal düzeydeki geri bırakılmış veya arka plana itilmiş konumunu lamı cimi olmadan masaya yatırıyor. Kitabın ismine bakılarak ilk bakışta anlaşılabileceği üzere yazarın kitabın başından sonuna dek yaydığı temel teorisi, kadınların özgürlüklerini kazanmalarının ekonomik bağımsızlıklarını elde etmeleriyle mümkün olacağıdır.  Sanılanın aksine bireysel açıdan toplumsal kurallar değil, bireysel haklar kadını özgür kılar. Yazar bu gerçeği, halasından kalan mirasın kendisine tanınan demokratik seçim hakkından çok daha özgürleştirici olduğunu vurgulayarak destekler. Toplumsal konumu yeniden kurmanın kısa yolu ekonomik özgürlüktür ve bu da alegorik olarak “kendine ait bir odanın” tesis edilmesinden başka bir şey değildir. 

Muhteşem Gatsby – Francis Scott Key Fitzgerald

“Sonsuz bir güvence veren nadir gülümsemelerden biriydi. Böyle bir gülümsemeyle hayatta en fazla dört beş kez karşılaşılırdı. Gülümsemesi sanki bir anlığına bütün dünyayı kapsıyor, sonra karşı konulmaz bir hükümle gülümsediği kişiye odaklanıyordu.”

Yazarın doğrudan doğruya içinde bulunduğu toplumda gözlemlediği, o dönemki artmış hedonizm ve imaj merakını eleştirel ve sonu acı Yunan tragedyalarına yakın bir şekilde noktalanacak biçimde kaleme aldığı kitapta Amerikan rüyası ele alınıyor. Şatafatlı Amerikan rüyasından acı hakikatlerle dolu asıl yaşama uyanışı çok iyi aktaran kitapta hazcılık ve başarı baş karakter olan Gatsby üzerinden ele alınıyor. Lüks evinde şaşmaz biçimde her hafta sonu felekten kırk gece çalan Gatsby, aşık olduğu karşı komşusu Daisy’i maddiyatla büyüleme yollarının peşine düşüyor. Bütün bu süreçte partilemeyi hayatının olmazsa olmaz bir yerine oturtan bohem ve varlıklı kişilerin yaşadıkları Amerikan rüyasının arka planındaki perde aralanıyor. 

Savaş Sanatı – Sun Tzu

“Kargaşa düzenden doğar, korku cesaretten doğar, zayıflık güçten doğar. Düzen ya da düzensizlik sayıdadır, örgütlenmededir. Cesaret ya da korkaklık tavırdadır. Güçlülük ya da güçsüzlük görünümdedir.”

Adı üzerinde savaşı konu edinen kitap, aslında savaş dışında birçok konuya uyarlanabilecek nasihatler ve taktikler içerdiğinden, bu eserin savaş konusunu aşan stratejileri konu edindiği söylenebilir. Politika, finans, hatta kişisel yaşam…Sun Tzu’nun konuşmaları birçok konuda ele alınabiliyor. Hakkında pek bir bilgi olmadığı için ne zaman doğduğu, öldüğü kestirilemeyen, sadece bazı detaylar ve milattan önce 6. Yüzyılda yaşadığı bilinen, kendi döneminde namı dört bir yana ulaşmış eski bir Çinli bilgin, kanaat önderi ve askeri komutandır Sun Tzu. Bu kitabında Sun Tzu’nun gerek monolog şeklinde aktardığı gerekse minderinin etrafına bağdaş kurmuş birilerinin yönelttiği sorulara cevaben verdiği bilgileri, yorumları, değerlendirmeleri okuyoruz. Manevra, taktik, enerji, arazi, istihbarat gibi farklı etkenleri ve faktörleri başlığına taşıyan on üç bölüme ayrılan kitap tarih, özellikle de askeri tarih severler için bir cazibe kaynağı olsa da okuyucu kitlesinde her kesimden insan bulunabiliyor. Bu niteliği eseri herkes tarafından tanınan, hiç değilse ismen bilinen bir efsane haline getirmiştir.

Edebiyat tarihinde her yaştan ve kimlikten insana hitap eden, dönüştürücü, değiştirici eserler ve metinler vardır. Klasisizm, natüralizm, romantizm gibi edebiyat akımları hep bu türden kitapları ortaya çıkartma eğilimindedir. Sen de evrensel olarak insanın acısını ve mutluluğunu yansıtan kitapları okumaktan hoşlanıyorsan doğru yerdesin. Otuzuncu yaş gününe kadar muhakkak okuman gereken, kişiliğine büyük katkılar yapabilecek olan evrensel kitaplar Storytel’de.

Dünya KlasikleriE-kitapKitap TavsiyeleriOkunması Gereken KitaplarSesli KitapTürk Klasikleri

İlgini Çekebilir

En Güzel Yol Kitapları

06/06/2022

Bir yolculuk kitabı, uzaklara doğru atılan ilk adımdan itibaren başlar. Bir yolculuk herhangi bir yere yönelik olabilse de hemen her yolculuk temalı kitap, eninde sonunda kişiliğin gelişimini merkeze oturtur. Zira yola çıkan kişiyle yolu yarılayan […]

2020’de En Çok Dinlenen Storytel Kitapları

20/01/2021

Storytel kütüphanesine eklenen binlerce sesli kitap ve e-kitap arasından 2020’de en çok dinlenen Storytel kitapları hangileri merak ediyor musun? Listede belki başucu kitaplarınla karşılaşacaksın, belki de henüz adını duymadıklarınla ya da duyup da okuma, dinleme […]

Türkiye’ye Polisiyeyi Sevdiren Ahmet Ümit Dinleyebileceğin 21 Kitabıyla Storytel’de

30/01/2021

Türkiye’de polisiye denince akla önce Ahmet Ümit gelir; tıpkı dünya edebiyatında polisiye denince akla ilk gelen ismin Agatha Christie olması gibi. Geniş bir okur kitlesine sahip Ümit’in kitaplarının bu kadar ilgi görmesinin en büyük sebebi […]

Bu Kış İçini Isıtacak Aşk Kitapları

31/01/2021

Kış mevsimi gelmişken battaniyelerin içine gömülüp sıcacık bir çay, kahve ya da çikolata ile kitabını alıp keyif yapmaya ne dersin? Peki aşk kitapları sever misin? Soğuk günler başlayınca çoğu zaman sevdiklerimizden, sosyal hayatımızdan uzaklaşıp evimizde kalmayı […]

Yorumlar

Yorum Yazın