Stefan Zweig’ın Satranç Kitabı Hakkında Bilinmesi Gereken 7 Detay

“Çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir.”

İki büyük dünya savaşıyla sarsılan geçtiğimiz yüzyılda Stefan Zweig, en meşhur olanı Satranç başta olmak üzere birçok uzun hikaye kitabı kaleme aldı. Eserlerinde kişisel psikolojilere mercek tutan ve insan toplulukları üzerinden tahliller yapan yazarın oldukça çalkantılı bir hayatı oldu. 

Şimdi, tüm dünyada büyük yankı uyandıran Satranç hakkındaki ilginç gerçeklerden bahsederken Stefan Zweig’ın hayatına da daha yakında bakalım.

1.  Nazi İktidarına Yönelik Eleştirisini Kitabın Satırlarına Kazıdı

Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açan yazar, nasyonal sosyalistlerin iktidara gelmesini izleyen dönemde, apar topar yurt dışına iltica etmek zorunda kaldı. Ne yazık ki sürgün hayatından ve çektiklerinden sıkılan, artık olanları katlanılmaz bulan yazar, Satranç kitabının yayımlanmasından bir sene kadar sonra, hayat yoldaşı ve eşi Lotte ile birlikte intihar etti. Bu nedenle kitabın bir tür “veda mektubu” veya “son bir hesaplaşma” olarak görülmesi mümkün. Trajik olan şu ki; intihar etmelerinin üzerinden çok geçmeden Naziler açtıkları cephelerde birer birer yenilgi almaya ve geri çekilmeye başladılar. Ancak yazarın ifade ettiği gibi kendisinin artık yeni bir sabahı bekleyecek takati kalmamıştı. 

Usta yazarın Nazilere yönelik gizli eleştirisinin izleri, bu başyapıtta sürülebilir. Bu kısa kitapta yazar, başarılı ama tek yönlü ve bilgisiz bir kimse olan satranç ustasıyla aslında Adolf Hitler’e gönderme yapmaktadır. Naziler, iktidara gelmeyi başaran ancak son derece tek yönlü ve vicdandan yoksun, iktidar dışında başka hiçbir şeye aklı ermeyen sığ kişilerdir. Kitaptaki Marko Czentovic de satranç şampiyonu olup ödül almasına rağmen, oldukça budala, donanımsız, eğitimsiz, son derece bilgisiz, hatta iki lafı bir araya getiremediği için gazetecilerin mikrofonlarından köşe bucak kaçan bir profil olarak betimlenir.  

2. Stefan Zweig, Satranç Oyununun Müptelasıydı 

Günlüklerinden ve çevresindekilerden öğrendiklerimize göre Stefan Zweig kişisel yaşamında satranç oyununu çok seviyordu çünkü bu oyun kendisini katı gerçeklikten bir süre uzaklaştırıyor, yaralarını bir anlığına da olsa dindiriyordu. Salzburg şehrinde geçirdiği zamanlarda bazen satranç oyununa yöneliyordu. Brezilya’ya iltica edip artık Petropolis kentinde yaşamaya başladığında bir satranç kılavuzu satın almıştı. Vakit buldukça bu bölgede eşiyle beraber satranç turnuvalarına iştirak ediyordu. İltica ettiği ülkelerde, yürüyüş yapıp, sabahları kahve içtikten sonra satranç oynamayı kemikleşmiş bir alışkanlık haline getirmişti. Günlüklerinin bazı satırlarında bahsini açtığı satranç oyununda anlaşılan farklı ve tatmin edici bir takım cazip unsurlarla karşılaşıyordu; kendisini teskin eden, yatıştıran, estetik açıdan doyurucu psikoaktif somut unsurlar…

3. Sürgünde Yazılan Bir Kitap

Kitapta yer alan Dr B isimli karakterin yaşadığı yersiz yurtsuzluk hissi ve vurgusu boşuna değil. Yazarın diğer birçok duygusunu yansıtan kitap, gurbeti ve yurtsuzluğu da sayfalara aktarıyor. Zira kitabı yazarken yazar Brezilya’da sürgün hayatı yaşıyordu. Naziler iktidara geldiklerinden (1933) bir yıl sonra (1934) Stefan Zweig’ın evini silah zoruyla aramışlardı. Stefan Zweig bu ürpertici olaydan sonra apar topar yurtdışına çıkma gerekliliği hissetti ve zaman kaybetmeden bu isteğini yerine getirdi. Yazarın vefatına dek sürecek olan sürgün hayatı böylece başlamış oldu. 

Kitap ilk olarak Arjantin’in başkenti olan Buenos Aires’te 250 adet basıldı. Birkaç yıl içinde başka ülkelerde yayımlandığında da büyük ilgi görmeye başladı. 

4. Kitaptaki En Önemli İki Karakterin Satranç Eğitimi Yok

Dr B satranç oynamayı Nazi iktidarı tarafından kapatıldığı hücresinde can sıkıntısından ve yapacak bir şey olmadığından ötürü öğreniyor. Aslında somut olarak satranç aletlerine sahip olmadığı için bulunduğu küçük odada volta atarak, zihni üzerinden, kendi kendine satranç oynuyor. Mirko ile karşılıklı oturduğu oyun masasında, 20 yılı aşkın süredir satranca el sürmemiş biri olarak bulunuyor. Diğer karakter olan satranç şampiyonu Mirko ise doğal bir kabiliyetle satranç oynuyor ve satrançla ilgili herhangi bir okula gitmiyor. Uzun lafın kısası kahraman ve anti-kahraman mahiyetinde bulunan en önemli iki karakterin sistematik bir satranç eğitimi geçmişi yok. İkisi de gelişigüzel ve tamamen rastlantısal biçimde satranç oynamayı öğrenip yaşamlarına entegre ediyorlar. Kim bilir, belki yazar burada da ilk bakışta anlaşılması güç bir alegoriye başvurma gereksinimi duymuştur.   

 5. Eser Birçok Farklı Türe Uyarlandı

2013 senesinde romanın içeriğinden uyarlanan bir opera epey beğeni topladı. Bazı filmler Satranç romanından esinlenildiler. Bunların başında Çekoslovakya yapımı Královská hra ve Šach mat gelir. Bunların yanı sıra Alman yapımı Brainwashed de vakt-i zamanında oldukça dikkat çekmiştir. Sözün özü Satranç isimli uzun hikaye sanatlar arası bir nitelik kazanmış, birden fazla sanata uygunluk göstermiştir.  

6. Romandaki Anlatıcı Gizemli Biridir ve Mekanlar Kısıtlıdır 

Yakın tarihte edebiyat tarihçileri ve araştırmacıları Satranç eserindeki anlatıcının gizemi üzerine kafa yormuştur. Anlatıcının kim olduğu, nereden geldiği, mesleği bilinmemektedir. Anlatıcı sadece oradadır. Karakterler nereye giderse oraya savrulan bir gölge gibidir. Görünen o ki bu etken, romanı okurların gözünde bir nebze tuhaflaştırıyor. Novella (roman) türünün tipik bir örneği olarak aynen bu eserde de olaylar aniden gelişiyor, öngörülemiyor ya da önceden güç bela kestiriliyor, karakterler çorap söküğü gibi her yerden çıkabiliyor.

Öte taraftan karakterlerin bulundukları ilk yerler, Czentovic’in doğup çocukluğunu geçirdiği köy veya kasaba, daha sonradan yolcu gemisi…Tüm bu lokasyonlar son derece sınırlı mekanlardır ve muhtemelen yazar tarafından bilinçli olarak tercih edilip romana özenle yerleştirilmişlerdir. Titizlikle seçilmiş sınırlı mekanların özgürlük kavramını ihlal eden bir vurgu olduğu düşünülebilir. 

Mekanların planlı, bilinçli ve tuhaf biçimde tercih edilmesine dair diğer bir kanıt da kitaptaki gemi kısmıdır. Kitaptaki gemi kısmı edebiyat ve sanat eleştirmenlerine göre vatansızlığı temsil eden mekanlardan biri. Bunun nedeni de aslında oldukça anlaşılır. Bir düşünün; vatansızlığı sembolize etme hususunda uçsuz bucaksız bir okyanusun ortasında, topraktan, toprağın üzerinde yaşayan kalabalıklardan ırak ve sonuçta yapayalnız bir gemiden daha uygun çok az şey vardır. 

7. Kitapta Yahudi Kimliğini “Dr B” Karakteri Temsil Eder

Kitabın kendisiyle başladığı satranç şampiyonu Czentovic’in bir şekilde Nazi iktidarıyla özdeşleştirildiğini ve böylece sembolize edildiğini söylemiştik. Dr B ise uzun süreler boyunca hücre hapsine mahkum edilmiş, hor görülmüş, ezilmiş, işkence görmüş taraftı. Burada Zweig’in Dr B ile Yahudi kimliğini simgeleştirdiği ve insanlaştırdığı söylenebilir. Nihayetinde satranç oyununun sonunda galip gelen taraf Czentovic, yani Nazi iktidarıdır. Ancak güçlü olan taraf halen Dr B’den başkası değildir, çünkü oyunu bitirebilecek zihinsel güce ve yetkinliğe sahip kişidir. Oyunu oynamamayı tercih edebilecek kadar bilinçli, özgür ve güçlüdür. 

Elbette dikkatli olan ve konuları derinleştirmesini bilen okurlar bunun yalnızca Yahudi kimliğiyle ilgili olmadığının ayırdına bir çırpıda varabilir. Burada savaşan taraflar aslında görgülü, donanımlı, sosyal ve bilinçli bir birey olan Dr B ile becerileri olmamasına rağmen bir şekilde toplumda yücelen, dünya şampiyonluğunu elde eden Czentovic’tir. 

Son olarak; Stefan Zweig’ın bu eşsiz eserini Storytel’de Okan Bayülgen’in sesinden dinleyerek, bambaşka bir Satranç deneyimine dönüştürebilirsin.

Dünya KlasikleriE-kitapSesli Kitap

İlgini Çekebilir

2020’de En Çok Dinlenen Storytel Kitapları

20/01/2021

Storytel kütüphanesine eklenen binlerce sesli kitap ve e-kitap arasından 2020’de en çok dinlenen Storytel kitapları hangileri merak ediyor musun? Listede belki başucu kitaplarınla karşılaşacaksın, belki de henüz adını duymadıklarınla ya da duyup da okuma, dinleme […]

Türkiye’ye Polisiyeyi Sevdiren Ahmet Ümit Dinleyebileceğin 21 Kitabıyla Storytel’de

30/01/2021

Türkiye’de polisiye denince akla önce Ahmet Ümit gelir; tıpkı dünya edebiyatında polisiye denince akla ilk gelen ismin Agatha Christie olması gibi. Geniş bir okur kitlesine sahip Ümit’in kitaplarının bu kadar ilgi görmesinin en büyük sebebi […]

Bu Kış İçini Isıtacak Aşk Kitapları

31/01/2021

Kış mevsimi gelmişken battaniyelerin içine gömülüp sıcacık bir çay, kahve ya da çikolata ile kitabını alıp keyif yapmaya ne dersin? Peki aşk kitapları sever misin? Soğuk günler başlayınca çoğu zaman sevdiklerimizden, sosyal hayatımızdan uzaklaşıp evimizde kalmayı […]

Yorumlara

  • Seçil Büker Aralık 5, 2021 10:49 pm Reply

    Erendiz Atasü ve Nezihe Meriç’in listenizde olmasını çok isterdim. Bulamadığımda şaşırdım.

Yorum Yazın