Storytel’de Dinleyebileceğin Virginia Woolf Kitapları

İngiliz Edebiyatı’nın en tanınmış yazarlarından Virginia Woolf bir kadın olarak yazar olmanın zorluklarını yaşamış ve çalkantılı bir hayat sürmüş olan, hüzünlü ama bir o kadar muzip bir yazar. Ezilmiş seslerin ve içsel edebiyatın buluşması niteliğinde olan Virginia Woolf kitapları, bilinç akışı tekniğiyle yazılan romanlar arasında öne çıkarken, okurlarına yazarın kendi zihnini nasıl zorladığını ve zihnin sınırlarında nasıl gezindiğini tam kararında aşılar. 

Bu zengin içeriğe sahip eserlerin birçoğunu Storytel’de bulabilir ve istediğin zaman abone olup dinlemeye başlayabilirsin.

Kendine Ait Bir Oda

“Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır.”

Virginia Woolf’un en popüler kitaplarından biri olan Kendine Ait Bir Oda, kadın algısının tarihsel olarak ataerkil dünyada nasıl baskı altında tutulduğunu gösteren denemeler içeriyor. Woolf, kimi zaman Oxford ve Cambridge’i birleştirip “Oxbridge okuluna gidip gidememek” konusunu tartışıyor, kimi zaman “Neden Shakespeare’in bir kadın olmadığı” sorusunu yanıtlıyor. Böylece Kendine Ait Bir Oda feminizm ideolojisinin fikir dünyasını zenginleştiren bir eser haline geliyor.Marx “İşçilerin vatanı yoktur” diyordu, Woolf ise bu kitapta “Bir kadın olarak ülkem yok” diye haykırıyor.  Sonuçta yazmak için bir kadının özgür ruhu ve yeteneği olması yeterli değildir; daima kendine ait bir odası olması gerekir.

Yaşam Bir Düştür, Uyanmak Bizi Öldürür

‘’Gerçek, bizim sonumuz olur. Yaşam bir düştür. Bu düşten uyanmak bizi öldürür.’’

Virginia Woolf’un yazılarından alıntıları ve aforizmaları içeren bu eserde öncelikle Woolf’un çalkantılı hayatını daha sonra da onun hayatı kavrayışını görüyoruz. Bir miktar biyografi bir miktar ise edebi yazın olarak ele alınabilecek eser, yazarın ruhsal sorunlarına, edebi ve düşüncel çabalarına değiniyor.

Deniz Feneri

İç gözlem ve düşünce akışı tekniklerinin kullanıldığı, geleneklerin dışına taşan bu romanda Ramsay ailesi üzerinden Lily anlatılır. Aslında bu aile Virginia Woolf’un kendi ailesinin bir temsilidir. Aile babası otoriter, anne ise oldukça dost canlısı ve naiftir. 

Müstakil bir yerde bu aileyle yaşayan Lily resim sanatını büyük yeteneğiyle icra etmektedir fakat bir türlü resimlerinin arkasında duracak özgüveni kendisinde görememektedir. Haliyle resimleri son derece güzel ama tamamlanmamış veya sekteye uğramıştır. Virginia Woolf feminizm ideolojisini besleyen bir edebiyatçı olarak bilinir. Deniz Feneri de kadınların yeteneklerinin küçümsendiği ve baskılandığı dünyaya açık bir eleştiri içeren güçlü ve sade bir roman.

Orlando

Virginia Woolf’un “yaşam öyküm” diye nitelediği ve birkaç ayda yazdığı, sembolik, mizahi ve tarihsel bir kitap Orlando. Kitabın kahramanı erkek olarak doğan, sonradan cinsiyeti değişen ve 400 yıl yaşayan fantastik bir karakterdir. Woolf bu karakter üzerinden İngiltere’nin tarihine değinir. Elbette bununla yetinmez; hırs, aşk ve tutkuyu yerleştirir satırlarına. Orlando romanı gizli bir otobiyografi ve dahiyane düşünülmüş bir kurgu.

Flush: Bir Köpeğin Romanı

İnsanın durumunu hep insanın ağzından dinlemeye alışmış bizler için Virginia Woolf ezber bozan bir yöntem seçmiş. Romanımızın baş kahramanı Viktorya dönemi İngiliz şair Elizabeth Barrett Browning, beraberinde Flush isimli köpeğiyle İtalya’ya kaçar. Köpeğin gözünden Barret’ın hayatını ve Bay Browning ile olan aşkını dinleriz. 

Kitabın köpeğin ağzından anlatılması, Woolf’u yoğun tasvirler ve betimlemeler yapmaktan alıkoymamış. Aslında Woolf, bir köpeğin insanın davranışlarını anlamaya dair çabası üzerinden bizi, insanı insan yapanın ne olduğu sorusunu sormaya itiyor.

Dalgalar

1931 yılında yayınlanan bu eserinde Virginia Woolf sıra dışı bir roman yazma isteğini gerçekleştirmek üzere işe koyulur. Düzyazı ve şiirin iç içe geçtiği romanda üç erkek ve üç kadının çocukluklarından yaşlılıklarına kadar geçen hayatları tamamen iç gözlem yoluyla aktarılır. Böylece dış dünyanın nesnel sınırlamaları olmaksızın kişinin bilincinin dışavurumu karakterleri çizer. 

Woolf, bilinç akışı tekniğinin sınırlarını zorladığı Dalgalar’la olay örgüsünden feragat ederken, gerçeğin çift kutupluluğunu gözler önüne sererek melankoli ve coşkuyu aynı anda hissettirebilmiş.

Mrs. Dalloway

Virginia Woolf’un en bilinen eserlerinden biri olan Mrs Dalloway şu cümlelerle başlar: “Mrs.Dalloway çiçekleri kendisinin alacağını söyledi.” Mrs Dalloway’in sıradan bir günü ile başlayan kitap boyunca baş kahramanımızın tüm gününe şahit oluruz. Bilinç akışı tekniği ile bir ömrü betimlemek ve insan ruhuna dair en temel sorulara işaret etmek için bazen bir günün yeterli olduğunu bize gösteren Woolf, tam da bu eseri ile ilgili olarak günlüğünde söylediği gibi, bizi yaşamın ve ölümün kıyısında gezdiriyor.

Üç Gine

Woolf’un feminist kimliğinin temelinde ele alınan bu üç makale aslında yazarın ikinci Dünya Savaşı’nı önlemek için kendisine yardım çağrısında bulunan bir cemiyete cevap olarak kaleme alınır. Makalelerde erkeklerin kurduğu tarihte kadının yerini anlatırken, faşizme ve savaşa karşı bir politik kimlik kurmanın, kadınla erkek arasındaki temel farklara işaret ederek mümkün olabileceğini ifade edilir. 

Woolf’a göre savaş erkeklerin erkekliklerini ortaya koymalarına dair bir fırsat olarak kurumsallaştırdıkları tarihsel bir gerçektir. Bunu aşmanın yolu erkeğin kurduğu medeniyetin yerini kadının ve erkeğin beraber nefes alabildiği bir insanlık medeniyetine bırakmaktır.

Yıllar

Woolf, Yıllar isimli eserinde ataerkil toplumun baskıcı yapısı, Viktorya döneminin handikapları, kapitalizm gibi dönemin öne çıkan meselelere işaret etmek için İngiliz orta sınıfına mensup Pargiter’lerin 50 yıllık hikayesini anlatıyor. Ailenin farklı kuşaklarının hikayesindeki detaylara işaret ederek 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçişteki dönüşümlere etkili bir şekilde ayna tutuyor. 

Bu eserde Woolf, bilinç akışı tekniğinden uzaklaşmış ve gerçekçi bir tarzda daha geleneksel bir yazım tekniği kullanmış. Yazarın kendi ifadeleriyle bu roman; “Elbette ki diğerlerinden farklı: İçinde daha fazla ‘gerçek’ yaşam, daha fazla kan ve can var.”

Bir Yazarın Güncesi

1915 yılından itibaren günlüklerine düzenli bir şekilde yaşam deneyimine dair her şeyi sığdıran Woolf, öldüğünde geriye 26 defter bırakır. Ölümünden sonra eşi Leonard Woolf bu defterlerden özel olarak bazı kısımları seçer ve Bir Yazarın Güncesini oluşturmak üzere bir araya getirir.

Bir Yazarın Güncesi, Woolf’un, edebi yaratım sürecine yazarın kendi dünyasından ışık tutması açısından özellikle yaratıcı yazarlığı anlamak isteyenler için eşsiz bir kitap. Kırılgan Woolf’u yakından tanımak isteyenler sanatsal üretimin en doğal akışıyla aktarıldığı bu günlüklerle mutlaka tanışmalı.

Granit ve Gökkuşağı

Granit ve Gökkuşağı, daha ziyade romanlarıyla tanınan Woolf’un denemelerinden oluşuyor. Aslında bu eser ölümünden sonra eşi Leonard Woolf’un çabalarıyla hazırlanmış. Kitabın içerisindeki makalelerin bir kısmı daha önce dergilerde yayımlanmış makaleler iken bir kısmı daha önce yayımlanmamış makalelerinden seçilmiş.

Eserde Virginia Woolf’un eleştiri ve incelemelerini birçok diğer yazar üzerinden karşılaştırmalı olarak yaptığını görüyoruz. Virginia Woolf’un bir eleştirmen olarak bilgi birikiminden yararlanabileceğimiz dolu dolu makalelerde, yazarın analiz gücüne ve parlak zekasına hayran olmamak elde değil.

Pazartesi ya da Salı

Woolf’un ölümünden sonra yayımlanan bu kitap, yazarın kaleme aldığı öykülerden oluşuyor. Daha sonra romanlarında Woolf’un imzası haline gelecek bilinç akışı tekniğinin izlerini bu öykülerde  görebiliyoruz. Yazarın hem ilk hem de son öyküsünün bulunduğu bu eserde insana ve insanın durumuna dair sorgulamalar incelikli bir bakış ve güçlü bir üslupla aktarılıyor. 

Woolf’un en beğenilen ve yazım dilinin tamamen oturduğu kitaplarına giden yola, bu esnadaki dönüşümüne ve değişimine şahit olmak isteyenler öyküleriyle mutlaka tanışmalı.

Jacob’un Odası

Virginia Woolf’un bilinç akışı tekniğini ilk kez kullanması nedeniyle ilk deneysel romanı mertebesine erişen Jacob’ın Odası’nda, Jacob Flanders isimli genç ve yalnız bir adamın hayatını dinliyoruz. Özellikle hayatındaki diğer kadınların anlatıları üzerinden şekillenen Jacob karakteri ile savaş öncesi İngilteresi ile ilgili gerçekler de deşifre edilir.

Romanda, bilinç akışının yanı sıra Jacob’ın iç diyalogları ve annesine yazdığı mektuplar diğer anlatım teknikleri olarak karşımıza çıkıyor. Zaman ve mekan kurgusunun olmaması eserin rüyaya benzeyen şiirsel dilini perçinliyor.

Gece ve Gündüz

1. Dünya Savaşı öncesinde geçen kitap, dedesi iyi bir şair olan Katherine Hilbery’nin dayatımlara ve geleneğe karşı duruşunu anlatıyor. Katherine, ailesinin isteklerine ters biçimde edebiyatla değil, astronomi ve sayılarla ilgilenmek ister. Yazarın ikinci romanı olan bu kitapta birçok temanın eşzamanlı olarak işlendiğini göreceksin. 

Gece ve Gündüz, Katherine üzerinden evlilik, kadın hakları, mutluluk konularının işlendiği, edebiyat tarihine göndermeler ve duygusal anlarla dolu ayrıksı bir roman.

Virginia Woolf 20. yüzyıla damgasını vurmuş yazarların ilk sıralarında gelir. Hiç kuşkusuz o aynı zamanda edebiyat eleştirmeni ve politik aktivisttir. Eserlerindeki varolma anları, serbest dolaylı söylem, bilinç akışı gibi modern anlatım tekniklerini kullanması onu farklı bir kefede değerlendirmemize olanak tanır. 

Bu dünyaya karşı dargın ancak içinde hep bir çocuk gibi capcanlı kalmayı başaran yazarın, bir kurgu ve şiirsellik harikası olan eserlerini hemen şimdi Storytel’de dinlemeye başlayabilirsin.

Yorum Yazın